KIRIM'DA AÇLIK YILLARI (II)
(1921-1922)
Dr. Necip Hablemitoğlu
Kırım'da 1921-1922 yılları arasında cereyan eden ve resmi açıklamalara göre yaklaşık 100.000 insanın feci biçimde ölümüyle sonuçlanan açlık dönemi, sadece bu bölgeye münhasır değildi. Üstelik, resmi açıklamaların tersine, açlık, sadece kuraklığa bağlı bir olgu değildi. Ancak, bilimsel etik kuralları çerçevesinde, bu makaleye konu olan ve bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmamış bu Sovyet dönemi belgesine sadık kalarak, ideolojik propaganda söylemleri arasına sıkıştırılmış gerçekleri ve mesajları tek tek satır aralarından çıkarmak gerekir.
"2. Umum Tatar Bitaraf Konferansiyası", Kırım Merkezi İcra Komitesi Reisi Gaven'in gözetiminde 2-6 Mayıs 1922 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Moskova'daki Sovyet Hükûmeti ve dolayısıyla Komünist Parti'nin en üst yönetimince Kırım'ın başına getirilen Gaven, Sovyet dönemi öncesinde Akyar (Sivastopol) Bölgesi Bolşevik Komitesi Başkanlığı yapmış; Kırım Halk Cumhuriyeti'ne son veren işgalci Bolşevik birliklerinin başında bulunmuş; hatta, Kırım Halk Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı Çelebi Cihan'ın tutuklanmasında ve idamında birinci derecede rol oynamış bir komünist Rustur. Alınan tüm kararlar, Kırım Türk halkına önyargısını ve kinini uygulamalarıyla net biçimde ortaya koyan, Komünist Partisi adına Kırım'da halk deyimiyle "astığı astık-kestiği kestik" konumunda bulunan Gaven'in ve yine Rus olan yardımcılarının önünde tartışılmış ve sonuç bildirgesine geçirilmiştir. Bundan dolayı, satır aralarına sıkıştırılan gerçeklerin anlamı büyüktür.
I. GENEL DEĞERLENDİRME
Atatürk'ün tüm Türk Dünyasına -din değil- Türklük perspektifinden baktığı ve yaklaştığı bilinmektedir (23). O'nun akılcılığa ve gerçekçiliğe dayalı bu yaklaşımında, "Turancılık" gibi içi boş söylemlere, lüzumsuz reklâmlara ve boş yere düşman kazanmaya yer yoktur. O, sadece gerektiği yerde, gerektiği kadarını, gereken gizlilik içinde yapmıştır. Bu konudaki örneklerden biri de, açlık çeken Kırımlı Türklere yaklaşımıdır. Sakarya Zaferinin üzerinden birkaç ay geçmiştir ki, Kırım Türklerini temsilen iki delege Ankara'ya gelir. Bunlardan biri, Gaspıralı İsmail Beyin yetiştirdiği ünlü gazeteci Hasan Sabri Ayvaz, diğeri ise Nedim Beydir. Mustafa Kemal Paşa ile görüşürler. Ancak bu görüşmenin içeriği Anadolu Ajansına -bizzat Mustafa Kemal Paşa'nın bilgisi dahilinde- yansıtılmaz. Sonra Kırım Hey'eti Ankara'daki Sovyet Büyükelçisi Aralov ile de görüşür. İşte, Sovyet Büyükelçisi Aralov'un resmi Sovyet yayını olan bu belgede yer alan telgrafı (Moskova'da Dışişleri Bakanlığı'na, Sovyet yöneticilerinden Karahan ve Kalinin'e, Kırım Merkezi Açlar Komitesi'ne, Kırım Merkezi İcraat Komitesi Başkanı Gaven'e ve Kırım Mümessilliği Reisi İbrahim(of)'a) gönderilir. 14 Mayıs 1922 tarihli bu orijinal telgrafta, sanki Mustafa Kemal Paşa'nın Türklük bilincine örnekler verilir:
"Anadolu'nun Kırım'a yardım işi sür'atle ilerliyor. Ayvazof ve Nedim arkadaşlar, burada teşkil eden Açlara Yardım Komisyasile birlikde çalışıyorlar. Komite tarafından Türkiye ve umum dünya müslümanlarına bir hitabnâme çıkarılmışdır. Açlara yardım işinde Türkiye Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) büyük faaliyet gösteriyor. Bütün Anadolu ahalisi, bilhassa ameleler tarafından ianeler gelmektedir. Bir çok fabrika, matbaa ve telgraf işçileri maaşlarının bir günlüğünü açlar faidesine bağışladılar.
Bazı mağazalar, bir günlük gelirlerini verdiler. Vilâyetler de acele bir suretle yardıma iştirak ediyorlar. Toplanan paralara mukabil İstanbul'dan bir vapur un yüklendi. Yunanistan ile olan muharebeden ve memleketin iktisadi harabiyetinden sarf-ı nazar ameleler, memurlar, ahali ve hükûmet yardım işine büyük bir şevkle sarıldılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin azaları, Kırım faidesine, 12'şer lira mikdarında nolog (bağış) vermeği üzerlerine aldılar. Yakın bir zamanda Ankara'da Kırım faidesine bir konsert akşam (akşam konseri) yapılacaktır. Aralof" (24).
Aynı belgede yer alan ve Hasan Sabri Ayvaz ve Nedim Beyler tarafından "Kırım Açlara Yardım Komitesi"ne iletilen telgraf, Ankara'da oluşturulan Yardım Komitesi'nce kaleme alınmış olup, ayrıca yoruma gerek bırakmayacak kadar açık ifade edilmiştir:
"1922 Senesi April 24'ünde Hasan Sabri Ayvazof daklad ve beyanatından sonra Ankara ahalisinin umumi içtimaında (toplantısında), Kırım'da açlık çeken kardaşlara yardım maksadile Yardım Komitesi teşkil edilmişdir. Gerek olan yardımı te'min için komite, Türkiye'de vesair Müslüman memleketlerde yardım toplanmasına mübaşeret etmişdir (önayak olmuştur). Gelen ianeleri toplamak ve göndermek işini üzerine bizim Hilâl-i Ahmer teşkilâtımız almışdır. Bundan başka bizim komite, sekiz yaşından yukarı olan aç balaların bir kısmını bakmak için Türkiye'ye kabul etmeyi üzerine alır. Bunun için komite, sizin Açlara Yardım Komitesi'yle diğer bu gibi müesseselerin bu işi meydana getirmek hususunda lâzım gelen tedbirleri göstermelerini lüzumlu addeder. Mesele fevkalâde ehemmiyetli olduğundan tizlikle cevap vermenizi rica ederiz. Aynı zamanda şunu da bilmek isteriz ki, bizim komite ne suretle Kırım aclarına azami yardım ile te'min edebilir. Bizim komite şu adamlardan teşkil etmiştir:
Reisi: -Sabık Müdafaa-i Milliye- Vekili Rıfat Paşa, Serkâtib: İzmir Meb'usu Mahmud Esad (Bozkurt) Bey, Doktor Reşid Bey ve Numan Usta, Büyük Millet Meclisi Meb'usları: Doktor Fuad (Umay) Bey, Meb'us -Balalara Himaye Cemiyeti Başkâtibi Esadi Efendi; Doktor Adnan (Adıvar) Bey, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin Reisi: Doktor Lütfi" (25).
Görüldüğü gibi, Kırım'daki Açlara Yardım Komitesi, Mustafa Kemal Paşa'nın en güvendiği ve yakınında yer alan milletvekilleri tarafından oluşturulmuştur. Milli Mücadele döneminde, Mustafa Kemal Paşa'nın bilgisi dışında İnebolu karakolu başta olmak üzere hiçbir yerden Ankara'ya girmenin imkânı bulunmamaktadır. Komintern'in ajanı olarak Ankara'ya gelen ancak Eskişehir'de ikâmetine izin verilen Kazan Türklerinden Zeynetullah Nevşirvan(of) ile Başkırt Türklerinden Şerif Manat(of)'a hiç de samimi ve hâlisane duygular beslemeyen ve attıkları her adımı izlettiren Mustafa Kemal Paşa'nın, buna mukabil Kırım Türk temsilcilerine büyük ilgi ve teveccüh göstermesi son derecede anlamlıdır. Mustafa Kemal Paşa tarafından Kırım'a İstanbul üzerinden bir vapur un, Sinop üzerinden de iki vapur buğday gönderilmiştir (bu vapurlar, yardım mallarını indirdikten sonra, Osmanlı vatandaşı olup da Kırım'da kalmış olan Türklerle, bir yolunu bulan Kırımlı ailelerin bir kısmını Türkiye'ye getirmişlerdir). Aslında önemli olan bu yardımların maddi değeri ile birlikte manevi değeridir. Zira, bu yardımın gönderildiği tarih, sözkonusu telgrafın gönderildiği tarihin bir ya da iki ay sonrasına tekabül etmektedir. Yani Haziran ya da Temmuz 1922. Oysa biliyoruz ki, 26 Ağustosta Büyük Taaruz başlayacaktır. En az 200.000 kişilik bir ordu mevcuduna ulaşılmıştır. Bu ordunun ve Eskişehir yöresindeki sivillerin iaşesi için zaten yeterince güçlük çekildiği tarihlerde açlık çeken Kırım Türklerine yardım eli uzatılması, lokmanın paylaşılmasından başka hiçbir anlama gelmemektedir. Mustafa Kemal Paşa, soydaşlarına bu yardımları varlıkta değil, yoklukta yapmıştır; bunun için de anlamı büyüktür.
Diğer taraftan, Ankara'da oluşturulan Kırım'daki Açlara Yardım Komitesi'nin telgrafına, Gaven tarafından Hasan Sabri Ayvaz(of) üzerinden Büyük Millet Meclisi'ne gönderilen telgrafla cevap verilir. Kırım'daki açlığın dehşetengiz boyutlara ulaşmasından vicdanen rahatsız olduğu anlaşılan Gaven, talebini şu cümlelerle ifade eder:
"Kırım İcra Komitesiyle Merkezi Açlara Yardım Komitesi, Kırımlı aç kardaşlarımıza yapmakda olduğunuz yardımdan dolayı size teşekkürlerini beyan eyler. Bugün Kırım'da 400 bin kişi açlık çekiyor, bunun yarısını balalar teşkil etmektedir. Mayıs bire kadar Kırım'da açlıktan yetmiş bin kişi öldü. Balaların asgari bir surette temin olunmalarını nazar-ı dikkata alan Merkezi Açlara Yardım Komitesi, yolların uygunsuzluğuna rağmen sizin gösterdiğiniz yaşta beşbin kadar bala gönderebilir. Bunlar açlığın bitmesiyle Kırım'a kaytacaklardır (döneceklerdir). Bunların nasıl ve ne suretle gönderilebilecekleri hakkında fikrinizi bildiriniz. En ziyade erzaka ihtiyacımız vardır. Bunları Kefe veya Sivastopol'a Merkezi Açlara Yardım Komitesi nâmına gönderiniz. Toplanan paralara da erzak almanızı rica ederiz. - Kırım İcra Komitesi ve Merkezi Açlara Yardım Komitesi'nin Reisi: GAVEN" (26).
Görüldüğü üzere, Mustafa Kemal Paşa, Anadolu Türkleri adına Kırımlı soydaşlarına karşı taahhütlerini yerine getirirken; esas talep sahibi olan Gaven, Moskova'ya karşı bağımsız olmadığından, sekiz yaşının üstündeki 5.000 Türk çocuğunu -açlık geçinceye kadar da olsa- Türkiye'ye gönderememiştir. Zira, yine aynı Sovyet belgesinin takip eden sayfasında, Komünist Beynelmilel (Komintern) Açlara Yardım Komitesi'nin Surin tarafından çekilmiş telgrafında 5.000 çocuğun bakımının üstlenileceği bildirilmiştir (27). Anlaşılan, Komintern, 5.000 Türk çocuğunun Türkiye'ye gönderilmesini ideolojik açıdan sakıncalı bulmuş olsa gerekir. Kaldı ki, Komintern'in 5.000 Türk çocuğunun doyurulmasına katkıda bulunup bulunmadığı da bilinmemektedir. Aynı şekilde, sözkonusu konferans, İtilâf Devletleri işgali altında bulunan İstanbul'dan yardım temin etmek için 3 temsilcinin gönderilmesi kararını almıştır (28). Bu kararın uygulanıp uygulanmadığı konusunda da herhangi bir bilgi bulunmamaktadır (29).
Bu konferansın bir başka önemli sonucu, Kırım Halk Cumhuriyeti'nin Kızılordu tarafından işgalinden sonra Türk toplumu ve Sovyet yönetimi arasında ilk ciddi diyalogu başlatmış olmasıdır. Konferansın dördüncü ve beşinci günlerinde yapılan konuşmalar ve kabul edilen kararlar, bu diyalogu ortaya koyduğu gibi, Sovyet dönemiyle birlikte kaybolduğu sanılan "Milli Fırka"cıların yeniden ortaya çıkmalarına da olanak vermiştir. Kırım Türklerinin 1783'den bu yana devam eden esaret hayatına son vererek 1917 Kasımında bağımsız Kırım Halk Cumhuriyeti'ni ilân eden "Milli Fırka"cılardan, bu Konferansta etkin rol oynayanlar arasında şu isimler dikkat çekmektedir: Dr. Halil Çapçakçı, Dr. Ahmed Özenbaşlı, Seyid Celil Hattat, Bekir Odabaş, Veli İbrahim, Muhammed Körbekli, Bekir Sıtkı Çobanzade, Timurcan Odabaş, Hüseyin Cahid, Osman Derenayırlı, Edhem Feyzi, Osman Akçokraklı, Halim Baliç vd. Bu arada, yardım talebi için Ankara'ya gönderilen Hasan Sabri Ayvaz'ın Kırım Halk Cumhuriyeti dönemi Parlamentosu'nun (Kurultay) Başkanı olduğunun da belirtilmesi gerekir. Ayrıca, bu konferansa katılanlar arasında, Şefika Gaspıralı'nın önderliğini yaptığı Türk Kadın Hareketi içinde yer alan Aynelhayat Hanım, Hakime Müslim, Selime Hacı Hasan(ova), Zekiye Talebçi, Hayat Hanım Vovina ve arkadaşları, Kırım kadınlarının sorunlarını gündeme taşımada ve karar alınmasında oldukça etkin rol oynamışlardır.
Konferansın ilk üç günü, Gaven ve diğer Sovyet yöneticilerine karşı oldukça mesafeli durdukları, alınan kararlardaki uslûptan belli olan "Milli Fırka"cılar, özellikle Aralov'un telgrafının okunması, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açık desteğinin malûm olmasından sonra yükselen moralle ve artan özgüvenle net taleplerde bulunmaya başlamışlardır. Son iki gün içinde kabul edilen kararlar, "Milli Fırka"nın bağımsızlık döneminde ilân edilen Programının (30) ruhunu aksettirmektedir: Kırım Türkçesinin eğitim dili olarak kabul edilmesinden, halk sağlığına, tarıma, yönetime katılmaya, anaokullarından üniversiteye tüm eğitim kurumlarına, milli basının desteklenmesine, vakıf sorununun halledilmesine kadar pekçok sorun cesaretle gündeme getirilmiş ve tavsiye niteliğinde kararlar alınmıştır (31). Anlaşılan siyasal açıdan yeterli birikim ve deneyime sahip olan "Milli Fırka"cılar, -Sovyet esareti olgusunu kabul ederek- Kırım'ın yönetiminde inisiyatif kullanmaya hazır olduklarını göstermişlerdir.
Ancak, sözkonusu Sovyet belgesinin son paragrafında yer alan şu bilgiler, "Milli Fırka"cıların milliyetçiliğini göstermesi açısından muhteşem bir örnek oluşturmaktadır: "Bütün bu meseleler bittikden sonra son defa olmak üzere konferansiyayı selâmlayan Gaven, Selim Muhammedof, Aynelhayat, Hattatof, Osman Derenayırlı arkadaşların ateşli ve müessir nutuklarından sonra 'İnternatsional' ve 'And Etkemen' yırlanarak konferansiyanın son meclisi kapanmıştır" (32). Konferansa katılan Gaven ve diğer Rus yöneticileri, Sovyet ulusal marşı olan "Enternasyonal"i ayakta söylerken, arkasından gelen "And Etkemen"in, Kırım Türklerinin kısa bağımsızlık döneminin ulusal marşı olduğunu acaba biliyorlar mıydı? Üstelik, Kırım Türklerinin özgürlük ve bağımsızlığının sembolü olan "And Etkemen"in söz yazarının, Kırım Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Çelebi Cihan olduğunu Sovyet Rus yöneticilerinin bilmemesi mümkün değildi; bilhassa da, Çelebi Cihan'ın dramatik biçimde öldürülmesinden (33) birinci derecede sorumlu olan Gaven'in...
Zaten, bu konferansın kısa bir süre sonrasında Lenin, gerek Beyaz Rus Ordularının son kalıntılarını temizlerken halkın desteğini almak, gerekse 1921-1922 Açlığının neden olduğu ekonomik ve toplumsul yaraları gidermek amacıyla "Yeni Ekonomik Politika" (N.E.P.) programını uygulamaya koymuştur. Rus olmayan azınlıkların da göreceli olarak rahatladıkları bu dönemde Kırım Sovyet İcra Merkezi Başkanlığı'na (Kırım Muhtar Sovyet Cumhuriyeti İşçi-Köylü Halk Komiserliği'ne) getirilen Veli İbrahim, görevde kaldığı 1928 yılına kadar konferansta öngörülen kararları hayata geçirmek için büyük uğraş vermiştir. Gaspıralı İsmail Beyin yanında yetişen Veli İbrahim, "şekilde sosyalist, komünist; ruhta milliyetçilik" ilkesi çerçevesinde bir yandan Kırım Türk toplumunu Moskova'nın baskıcı politikasına karşı korurken, diğer taraftan da Kırım Türk kültürünün gelişmesi yolunda ciddi çabalar göstermişti. Tabii en büyük destekçisi, "Milli Fırka"cı olan arkadaşlarıydı...
Kırım Sovyet İcra Merkezi Başkanı Veli İbrahim'in Mayıs 1928'de idamını takiben yaklaşık 5 ay sonrasında (9 Ekim 1928) başlatılan siyasal temizlik kampanyasında 3.500 Türk aydını da sürgün, hapis ve idam cezalarına çarptırılmıştır. Bu kanlı operasyon, "Milli Fırka"cıların resmen tasfiyesi anlamına gelmiştir...
Kırım Türklerinin aydınlarının tasfiyesinden sonra, 1930 yılının başından itibaren kolhozlara karşı sempati göstermeyen Türk köylülerinin tasfiyesi başlamıştır. Binlerce Türk köylü ailesi (toplam 35.000 kişi), Urallara, Arhangelsk'e, Solovki Adasına sürülürken, yerlerine ise Yahudiler (8000 aile) iskân edilmiştir. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Kırım'daki hasadın sorumsuzca yurtdışına ihraç edilmesi, 1931-1933 yılları boyunca sürecek yeni bir kitlesel açlığın gerekçesi olmuştur. Bir Rus yazarı olan Grigory Alexandrov, bu durumu şöyle anlatmaktadır: "1931-1933 yılları arasındaki açlıkta şehirlerin ve köylerin sokakları açlıktan ölüp şişmiş insan cesetleri ile dolmuştur. Bu sırada Kırım limanlarına yanaşmış yabancı gemilere altın gibi sarı yüksek kalite Kırım buğdayı yükleniyordu" (34). Açlık, 1921-1922 açlığında olduğu gibi, Rusya'nın önemli bir bölümünü etkilemiştir. Bu dönemde sadece Kırım'da 30.000'i aşkın Türk açlıktan ölürken, tüm Rusya'da açlıktan ölenlerin sayısı 6.000.000 olarak tahmin edilmekteydi (35)... Moskova tarafından Veli İbrahim'in yerine atanan İlyas Tarhan, açlık sırasında Moskova'dan tüm çağrılara rağmen sadece 1 ton (1000 kilogram) un gönderilmesine tepki gösterince görevden alınıp sürgüne gönderilmiştir (36). Yerine atanan Mehmet Kubay(ev) de kısa bir süre sonra, bu haksızlığa tahammül edemediğinden aynı akıbeti paylaşmıştır. Sovyet rejiminin Kırım Türklerine reva gördüğü 1934 tasfiyesini, 1937-1938 genel tasfiyesi izlemiş ve Türk entellektüelleri, bir başka ifadeyle "Milli Fırka"cılar tümüyle yokedilmiştir. Kırım Türkleri, II. Dünya Savaşı'nın başlangıcında Kızılordu'nun yenilerek Kırım'ı boşaltmasının az öncesinde (Ekim-Kasım 1941) genel bir katliama daha maruz bırakılmıştır. 1919-1941 Yılları arasında yaklaşık 170.000 evlâdını komünist sisteme kurban veren Kırım Türkleri için asıl felâket, 18 Mayıs 1944'de gerçekleştirilen topyekûn sürgünle gerçekleşmiştir. Bugün, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bile bu felâket örtülü bir biçimde Kırım Türklerini vurmaya devam etmektedir. Hem de "insan hakları" gibi yüce kavramları kendi çıkarları için kullanan çifte standartlı Batılı ülkelerin gözleri önünde...
İletişim Adresi: hablemit@ada.net.tr
DİPNOTLAR_____: